Özcan Mutlu Özünlü

Uuu beybi...

There seems to be an error with the player !

Klasik Türk Müziğinde Zeytinyağı Etkisi

Önce aşağıdaki ibretlik reklamı izleyelim, sonra da bu 46 saniyelik reklamın ne demek istediğini derinlemesine inceleyelim: 

Zeytinyağlı Yiyemem Aman parçası, yaşlılardan oluşan, monoton, sıkıcı, teksesli, siyahlar içindeki tipik bir klasik Türk müziği korosu ile söylenirken birden Zeytinyağsız Yiyemem Aman parçası acapella tarzında, beyaz ve renkli kıyafetler giymiş, genç, dinamik insanlarca çok sesli olarak söylenmeye başlıyor. Reklamın sonunda da slogan geliyor: "Yemeğine gençlik kat." Yani reklam apaçık diyor ki zeytinyağlı ye, sağlıklı ol, genç kal, dinamizmi yakala. 

Gelelim mevzunun bizi ilgilendiren kısmına... Reklam ajansları yaratıcılıklarının yanısıra halkın nabzını iyi tutarlar. İnsanların gözündeki algıyı kullanıp o algıyı onlara süsleyip püsleyip sunarlar. Buradan net bir şekilde anlaşılan şu ki siyahlar içindeki abartılı saçlı teyzeler insanların gözünde negatif bir imaj sergilerken, sade ve renkli insanlar halkta çok daha olumlu imaj bırakıyor.

Bence haklılık payları çok büyük. Bu nedenle klasik Türk müziğinde her yönüyle reform şart. Reform derken dejenere etmekten bahsetmiyorum tabi ki fakat kılık kıyafetten tutun da teksesliliğine kadar her şeyinin sorgulanması gerekir. 

Kılık kıyafet konusunda benim nacizane önerim siyahtan kurtulalım olacaktır. Eğer 17-18 yaşındaki insanların bu müziği sevmesini, dinlemesini ve icra etmesini istiyorsak en başta görüntüyü kurtarmak gerekir. 17 yaşındaki adam 17 yaşında gibi giyinmelidir. Rengarenk çıkmalıdır sahneye, içinden geldiği gibi. Pop ve rock müziğin gençleri avcunun içine alabilmesinin en etkili yöntemi onları serbest bırakmalarıdır. Genç, gençliğini gençken yaşamalıdır. Onu siyahlar içine sokmanın bence hiç gereği yoktur. 

Türk müziği tekseslilikten kurtulmalıdır. Teknik olarak birçok makam buna elvermese de imkan sağlayan makamlarda çoksesli düzenlemeler yapılmalıdır. Bu hem müziğe dinamizm katar hem de müziği icra edene teorik ve pratik olarak çok şey öğretir, farklı sesleri algılamasını sağlar. Kulak tembelliğinden kurtulur ve önünde yeni ufuklar açabilir. 

Bin yıllık sanat sanat için midir toplum için midir konusunu yeniden açacağım. Yıllar boyunca sahnede yapılan müziği seyircinin sessizce yerinde dinlemesi gerektiğini şiddetle savundum fakat şunu gördüm ki, sanat insanları birleştirdiği sürece var olur. Koltuğunda oturan adam sahnedeki adama parmağıyla, ayağıyla ya da ne bileyim mırıldanarak eşlik etmezse kendini yapılan icranın içinde hissedemez. Sahne ile koltuklar arasında uçurumlar oluşur. Sanat halka ulaşmaz ve o dar cenderesinde kaybolup gider. Dans ve müzik, insanlar hepberaber icra ettikçe büyür, gelişir. Seyirciyi bir şekilde konserin, gösterinin içine çekmeliyiz ya da çekmiyorsak bile gösterinin bir parçası olmak isteyen kişiyi engellememeliyiz. Kişi parçayı mırıldanırken belki sahnede yapılan bir nüansı farkedemeyecek ama olsun. Bu onu bir başka konsere çekmek için bir vesile olacaktır, o nüansı belki orada farkedecektir. klasikturkmuzigindezeytinyagietkisi

46 saniyelik şu reklam gerçekten de ibretliktir aslinda. Toplumun klasik Türk müziğine bakışını ve belki de olması gerekini özetler gibidir. Bunlar tartışılmalıdır ve hatta bu konularda denemeler de yapılmalıdır. Daha önce yapılmış ve başarıyla/başarısızlıkla sonuçlanmış denemeler gözönünde bulundurulmalıdır. Velhasılı, dejenere etmeden, sanatsal değerini kaybetmeden, bilakis üzerine ekleyerek klasik Türk müziğinin tabandaki imajını yenilemek ve gençleri buna yönlendirmek gerekir. Bu yenilikleri yapıp farklılaşabilen, çağa ayak uydurabilen bir anlayış bu müziği fersah fersah öteye taşıyabilir. 

Özünlü@2017 - info@ozcanmutluozunlu.com