Özcan Mutlu Özünlü

Uuu beybi...

There seems to be an error with the player !

Necip Celal'in MAZİ'si

necipcelalinmazisi"Mazi" Necip Celal Andel'in ilk tangosu opus 2 sayısını taşır, Keza opus 1 "SARI YAPINCAK" isimli bir fokstrottur. Sözleri Necdet Rüştü (efe)dir. Gazeteci-şair bir kişidir. Bu parça çok sükse yapmış. O günlerde dillerden düşmezmiş, Necip Celal ise 18-19 yaşlarında bir genç.

"MAZİ" isimli tango, bugün bile bütün güzelliği ile yaşıyor, 18-19 yaşlarının heyecanı ile bestelenmiş bir tango. "MAZİ"nin de sözlerini Necdet Rüştü yazmış. Şimdi yine eski yıllara dönelim. 1950'lerde yayımlanan özel bir dergi "Radyo Dergisi'nde" A. Vedat Akının Necip Celal ile yaptığı söyleşiden "MAZİ'nin nasıl doğduğunu bestecinin sözlerinden okuyalım.

"Necip Bey dedim hangi hissin altında kalarak tango bestelediniz?" 

Düşündü,.. derin bir nefes aldı. Bütün dikkatime rağmen, bir yaraya diken batırmışım gibi onun mustarip ruhuna dokunduğumu anlamıştım. "İlk tangomu 1928 senesinde besteledim." dedi ve ilave etti.

"O zamanlar 18-19 yaşlarında bir talebeydim. Taksim Gazinosunda ismini zikredemeyeceğim bir Alman kızı ile tanışarak sevişmeye başladık. Bu kızcağız bir fabrikatörün kızıymış. Babası onu zorla bir adamla evlendirmek istiyormuş. Kız zoraki nikahtan kurtulmak için soluğu İstanbul'da almış. Tanıştığımızın onbeşinci günüydü. Tarih temmuz 1928. Onunla buluşmuştuk. İpek gibi sarı saçlarını dizimin üstüne yayarak, lacivert menevşeli gözlerini gözlerimin derinliklerine çevirerek uzun uzun baktı ve inleyen bir sesle şöyle dedi:

"Necip içim sıkılıyor. Kalbim göğsümü parçalayacakmış gibi vuruyor. Bana öyle geliyor ki seni bir daha göremeyeceğim." o zaman bu sözleri saçma olarak vasıflandırmıştım. Teselli ettim ve üç gün sonra buluşmak üzere ayrıldık. Her zaman olduğu gibi o gün de üç gün değil otuz senelik bir hasretin doğurduğu bir heyecanla randevu verdiği yere koştum. Saatlerce bekledim... Heyhat ne gelen var, ne giden. Deli gibi pansiyona koştum. Ev sahibi madam, hiçbir adres bırakmadan memleketine gittiğini söyledi. Bu gidişte şöyle olmuş: Kızın babası ve nişanlısı buraya gelerek zorla götürmüşler.

Pansiyondan ayrılarak geç vakit Boğaz'da çok sevdiğim İstinye'ye döndüm, (İstinye'de vapur iskelesinin olduğu yerde ahşap bir apartman yalı vardı. Apartmanın bir yanıda vapur iskelesiydi. Bu yalı apartman Necip Celal'in babasınındı. Alt kat dairede de Ekrem - Cemal Reşit Bey kardeşler otururlardı.) Karşıki sırtlardan yükselen mehtabın, akan sulara serptiği sarı parlak benekler koyu yeşil dalgaların üstünde kah uçuşuyorlar, kah batıp biraz sonra yine beliriyorlardı. O zaman sağlam olan gözlerimi, bu sarı pırıltıların üstünde tesbit ettim: zerreler büyüdü ve karşımda bana iki satır mektup bile yazmadan meçhule uçup giden sevgilinin hayali belirdi. Bir müddet ona baktım. Az Sonra bu hayalle gözlerimin arasında gittikçe kalınlaşan bir buzlu cam belirdi. Zira ağlıyordum. Kafamın içinde akisler yapan melodinin peşisıra hemen piyanoya oturdum. Ve ilk tangomu, "MAZİ"yi besteledim. İşte ilk türk tangosu olarak kabul ettiğimiz "MAZİ" tangosunun öyküsünü bestecisi, bir haftalık magazine böyle anlatıyordu. 

Yıl 1956 Necip Celal Andel ile beraber çalışıyoruz. Bazı günler "MAZİ" yi çalıp söylerdi. Aradan 28 yıl geçmişti ona mektup bile bırakmayıp giden bu sevgilinin ardından hala kızgındı Necip ağabey "O kadın da unuttu beni..." mısrası yerine "O ...... da unuttu beni..." derdi. Belki de ilk sevgisiydi, O hashas ruhu kimbilir nasıl sevmişti. İşte o sevgiden doğan tango aradan bu kadar yıl geçmesine rağmen bütün tazeliğiyle yaşıyor. Bazen sohbet ederken sorardım Necip ağabeye "Necip ağabey" derdim her tangonun bir anısı var mıdır? Hepsi ayrı ayrı birer sevgili için mi bestelendi? derdim, "evet" derdi o hashas ruhlu insan. Evet Necip Celal Andel'i anlatmak çok güç. Bir ağabey, kardeş gibi yakın olduğumuz bu insanı anlatmanın güçlüğünü daha iyi anlıyorum, onun gözleri görmeyen karanlık dünyası hiç önemli değildi. Pırıl pırıl aydınlık bir dünyası vardı ki gören insanlarda bile az bulunur. Tasavvufda "Gönül gözü" diye bir deyim vardır. İşte onun gönül gözü açıktı. Gene eski bir dergiden A. Vedat Akan'ın yazısından şu satırları aktaralım. 

"Onun ıstırabının derinliğini hissedebilmek için gözlerimi kapatıyorum. Karanlık içersindeyim. Yarım dakika bile buna tahammül edemiyorum... Necip Celal ne büyük bir insan ki bu duruma isyan etmiyor. Ve hayatından şikayetçi olmuyor. Çünkü o büyük bir bestekar olduğu kadar Allah'ına inanan bir insandır. Onun için herşey Allah tarafından verilir ve verilen şeyin geri alınması sadece ve sadece o'nundur.....

Kaynak: www.kalan.com

Özünlü@2017 - info@ozcanmutluozunlu.com